Yükleniyor...
remzihoca online dersler

Time ne demek?

Time ne demek? Time ne anlama gelir? Time İngilizce örnek cümle. Time eş anlamlıları.

    time (v)

    zamanlamak

    belirli bir zamana göre ayarlamak, süre tutmak, ...nın zamanını ölçmek

    Time (n) Collocations

    time conveniently : uygun zaman
    time perfectly : mükemmel derecede zamanlamak
    time precisely : tam zamanlamak
    time badly : kötü bir şekilde zamanlamak
    time (n)

    zaman

    vakit, süre

    Time (n) ingilizce örnek cümle

    Rika had a good time singing at the party.

    Rika partide şarkı söyleyerek iyi vakit geçirdi.

    He wants to spend time with his daughter.

    Kızıyla zaman geçirmek istiyor.

    It is a waste of time watching the same movie over and over again.

    Aynı filmi tekrar tekrar izlemek zaman kaybıdır.

    The train was delayed, so I could not arrive there on time.

    Tren gecikti, bu yüzden oraya zamanında varamadım.

    defa

    kere, kez, kat

    Time (n) ingilizce örnek cümle

    Betty has climbed the mountain three times.

    Betty dağa üç kez tırmandı.

    Time (n) Collocations

    time may change : zaman değişebilir
    time may come : zaman gelebilir
    time may drag : zaman geçmek bilmeyebilir
    time may elapse : zaman geçebilir
    time may fly : zaman uçup gidebilir
    88 Örnek daha
    time may go : zaman gidebilir
    time may heal : zaman iyileştirebilir
    time may pass : zaman geçebilir
    allow time : zaman tanımak, vermek
    change time : zamanı/süreyi değiştirmek
    check time : saate bakmak
    cheer time : neşelendirme zamanı
    devote time : zaman ayırmak
    enjoy time : hoş vakit geçirmek
    find time : zaman bulmak
    gain time : zaman kazanmak
    give time : zaman vermek
    have time : zamanı olmak
    keep time : (saat) zamanı göstermek
    kill time : zaman öldürmek
    leave time : zaman ayırmak
    lose time : zaman kaybetmek
    make time : zaman yaratmak
    need time : zamana ihtiyaç duymak
    pass time : zaman geçirmek
    save time : zaman kazan(dır)mak
    set time : zamanı ayarlamak
    spend time : zaman harcamak/vakit geçirmek
    take time : zaman almak
    tell the time : (saat) zamanı göstermek / saati söylemek
    waste time : zamanı boşa harcamak
    this time : bu zaman / bu sefer
    countless times : sayısız kez
    last time : geçen sefer, son kez
    first time : ilk kez
    every time : her zaman / her sefer
    ancient times : eski çağlar
    awful time : kötü zaman
    bad time : kötü zaman
    considerable time : epey zaman
    difficult time : zor zaman
    great time : harika/iyi zaman
    hard time : zor zaman
    little time : biraz zaman
    local time : yerel saat
    long time : uzun zaman
    medieval time : ortaçağ zamanı
    modern time : modern zaman
    perfect time : mükemmel zaman
    precious time : değerli zaman
    prehistoric time : tarih öncesi zaman
    prime time : başlıca zaman
    reasonable time : Makul süre
    recent time : yakın zaman
    right time : doğru zaman
    same time : aynı zamanda
    several times : birkaç kez
    short time : kısa zaman
    spare time : boş zaman
    suitable time : uygun zaman
    terrible time : korkunç zaman
    tough time : zor zaman
    wonderful time : harika zaman
    free time : boş zaman
    next time : bir dahaki sefer
    early time : erken zaman
    time may run out : zaman tükenebilir
    brief time : kısa bir süre
    run out of time : zamanı bitmek
    all the time : her zaman, daima, sürekli, hep
    leisure time : boş zaman
    long period of time : uzun zaman
    time delay : gecikme, geride kalma
    time period : zaman aralığı
    travel time : seyahat süresi
    time interval : zaman aralığı
    for a short period of time : kısa süreliğine
    many times : birçok kez, defalarca
    jail time : hapis cezası
    change over time : zamanla değişmek
    in times of drought : kuraklık döneminde
    journey time : yolculuk süresi
    make up for the lost time : yitirilen zamanı telafi etmek
    make up time : zamanı telafi etmek
    keep up with the times : çağa ayak uydurmak
    election time : seçim zamanı
    time travel : zaman yolculuğu
    a matter of time : an meselesi
    most of the time : çoğu zaman
    have a hard time doing sth : bir şey yapmakta zorlanmak
    since the dawn of time : zamanın başlangıcından beri
    high time : vakti geldi de geçiyor
    only just in time : ucu ucuna
    Daha az gör

    Time (n) Preposition Kullanımları

    with time : zamanla
    on time : vaktinde
    in times : bazen
    over time : zamanla, zaman içerisinde
    for a time : bir süredir, bir müddet
    17 Örnek daha
    during this time : bu süre zarfında
    time for : ... için zaman
    by the time : ...ya kadar
    at one time : bir zamanlar, eskiden
    at a time : bir seferde, birden
    at all times : daima
    for a long time : uzun süredir
    for the first time : ilk defa
    at the time : o zamanda
    at the same time : aynı zamanda
    through time : zamanda
    at times : bazen
    in time : zamanla, vaktinde
    of all times : tüm zamanların
    in recent times : son zamanlarda
    against time : zamana karşı
    at that time : o zamanda
    Daha az gör